ERGENLİK
“Çocukların istekleri pek çoktur ve bunları hemen eyleme dönüştürmek isterler. Çok değişkendirler. İstekleri geçiçidir; birden parlar, birden söner. Tutkuludurlar, huysuz ve öfkelidirler. İsteklerinin önüne dikilen en küçük engele bile katlanamazlar.”
Bu sözler, isteklerine teknoloji yoluyla hemen ulaşmaya alışmış olan çağımızın gençlerini ne kadar da iyi özetliyor. Oysa gençleri anlatan bu sözler yıllar önce söylemişti. Aradan bu kadar zaman geçmesine rağmen gençlerin hala pek çok isteği var ve gençler hala bu isteklerinin hemen gerçekleşmesini istiyor.
Peki, ne oluyor da çocuklarımız bu dönemin birkaç yıl öncesinden çok daha farklı tutum ve davranışlar sergiliyor? Araştırmalar doğum sonrasında ilk 6 ayda gözlenen gelişim hızının ergenlik döneminde yeniden gözlemlendiğini gösteriyor. Ön ergenlik döneminde hızlanan bu hızlı bedensel gelişim, ergenliğin fizyolojik gelişmeler ile başladığının sanılmasına sebep olsa da, sanılanın aksine ergenlik aslında bu fiziksel değişimlerle başlamıyor.
Ergenliğin ilk kıvılcımı aslında 100 milyar nöronu1 barındıran beyinde yakılıyor. Ergenlerin beyin gelişimi incelendiğinde, ilk olarak beyindeki bazı nöral değişimlerin pubertenin başlangıcındaki hormonal çağlayanı başlattığı görülüyor.
Beyindeki bu nöral gelişimlerin dışında epigenetik çalışmalar ergenliğin genlerin gelişiminde de önemli bir dönem olduğunu ortaya koyuyor. 15 yıl öncesine kadar beyindeki nöronların sadece zamanla kaybedildiğinden ve geri kazanılamayacağından ya da olduğundan bahsediliyordu. 2000 yılında Amerikalı nöropsikiyatrist Eric Richard Kandel aldığı Nobel ödülü ile vücudumuzda 25000 entellektüel genin var olduğundan bahsetti. Yani, eskiden sanılanın aksine yaşamla değişen öğrenen aktif genlerin varlığından bahsetti. Benzer şekilde moleküler biyolojinin en önde isimlerinden Jens Reich genlerimizin sadece kumanda etmediğini insanlar arası ilişkiler, bireysel tecrübeler, çevresel faktörler aracılığı ile beyinde kaydedilen ve gönderilen sinyaller ile kumanda da edildiğini ortaya koydu. Yani, genlerin otistik olmadığını interaktif ve empatik olduğundan bahsetti. Günümüzde bu sonuçlara da dayanan birçok epigenetik çalışma çevre ile sürekli etkileşim içinde olan genlerimizin özellikle hücrelerin çok genç olduğu birisi ergenlik olan üç dönemde değiştiğini göstermektedir.
Hem beyin hem de genlerin gelişiminin çok hızlandığı ergenlik döneminin bir dönüm noktası olduğu bir gerçektir. Çocukluktan yetişkinliğe dönüşü içeren ergenlik döneminde, her dönüşte olduğu gibi adımların ritmi de değişir. Girilen bu yeni yolda, anne baba ve çocuğun birlikte yeni bir ritim bulması gerekmektedir.
İşte bu amaçla hayatın canlı yayınında her an yer alan siz anne babalarla bu bülteni paylaşmak istedik. İçinde bulunduğunuz bu ön ergenlik döneminde çocuklarımızın gelişim özelliklerine bir göz atarak ergenle iletişim yolları hakkında sizleri bilgilendirmek ve bu yolları kullanarak çocuklarımıza ders çalışma alışkanlıkları kazandırma konusunda sizlere destek olmak istedik.
Ergenlerin genetik yapısının değişmez ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH) 1990’larda yetişen 100’den fazla genç üzerinde yaptıkları görüntüleme çalışmaları sonucunda beynimizin 12–25 yaş arasında ciddi anlamda yeniden düzenlendiğini bulmuştur. Bu yeniden düzenlenme sürecinde aksonlar arası sinyal gönderme hızının zaman içinde 100 kata kadar arttığı saptanmıştır. Yani, eskiden ilköğretim çağının sonunda tamamlandığı düşünülen beyin gelişimi aslında ergenlikte büyük bir hızla bir yeniden yapılanma süreci ile devam ediyor.
Peki, bilişsel potansiyelin bu kadar arttığı bir dönemde ergenler neden bu kadar tutarsız bir tablo çiziyor? Çünkü ilk zamanlar her şeyin başlangıcında olduğu gibi acemilikle geçiyor ve beyin görevini ancak sakarca yerine getirebiliyor. Psikiyatri profesörü Beatriz Luna ergenlik dönemi bilişsel işlemleri incelemek üzere yaptığı nörogörüntüleme yöntemiyle ergenlerin yetişkinlerin otomatik olarak kullandığı beynin performansını denetleyen alanlarını (hata yakalayan, plan yapan ve dikkatin dağılmasını önleyen) daha az kullandıklarını saptamıştır.
ANNE BABALARA ÖNERİLER
Çocukluğun sosyal statüsünden yetişkinin statüsüne bir geçiş dönemi olan ergenlik dönemi, çelişkiler barındıran bir dönemdir. Yukarıda da belirtildiği gibi hızla büyüyen ve gelişen bedeninin ve beyninin birçok avantajına sahip olmasına rağmen ergenler sahip oldukları bu potansiyeli nasıl kullanacaklarına dair yeterli bir deneyime sahip değildirler. Bu nedenle kolları uzadığında sürekli etrafa çarpıp sakarlık yapan ergenler, sahip oldukları beyin gücünü de etkin kullanamayıp bizim desteğimize ihtiyaç duyabilmektedir.
Çocuklukla karşılaştırıldığında ergenlik dönemi bir hasat dönemidir. Anne baba olarak bir önceki dönemde ektiklerimizi bir gözden geçirme dönemidir. Son çocukluk dönemi olarak adlandırılan ilkokul yıllarında çocuğunuza ders yapma sürecinde yardımcı olmuş olabilirsiniz. İşte ergenlik aslında sizin bir önceki dönemde ona kazandırmaya çalıştığınız ne varsa bunların onda ne kadar yer aldığını gözlemleme dönemidir. Bu yüzden ders ya da sınav, baş etmesi gereken durum her ne ise, aslında bu dönemde ilk yapılması gereken çocuğun bu süreçte ne yapmayı planladığını öğrenmektir. Bu amaçla, çocuğumuzla içinde bulunduğu durumun ne olduğu (ev çalışmaları, sınavları vb.) bu konuda ne yapmayı planladığı, bu süreçte hangi aşamalarda desteğe ihtiyaç duyabileceğini konuşmak, daha doğrusu bu konularda onu sorularla düşündürmek ve dinlemek bilinçlenmesini sağlayacaktır.
Ergenlik dönemi, esneklikleri barındıran ve kendini keşfetme serüveninde ergene eşlik ettiğimiz bir süreçtir. Bir yol haritası çizmekten çok, kendi yol haritasını çizmesi için çocuğumuza destek olmak, seçenekler sunarak sorumluluğu ona vermek, ondaki sağduyunun harekete geçmesini sağlayacaktır.
Ergenlerin genel özelliklerinden biri tüm güçlü olmalarıdır. Bir başka deyişle kafalarındaki “Ben hallederim.”, “Bana bir şey olmaz.” düşünceleridir. Bu düşünce yapısında olan ergen dersler karşısında da bu tutumunu devam ettirecek bazen bunun sonucu olarak hata da yapabilecektir. Bu süreçte en büyük yanılgı ifade ettikleri gibi tüm becerilerinin geliştiğini sanıp beklentileri yüksek tutmaktır. Bir başka deyişle onların “Ben yaparım” larına kanmak, sonra da yapamayınca onlara kızmaktır. Onların “tamamlanma aşamasında insanlar” olduğunu akılda tutmak ve bizlerden en çok uzaklaşmaya çalıştıkları bu dönemde bizlere ne kadar ihtiyaçları olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle çocuğumuzun iç görü kazanmasına yardım etmemiz önem taşımaktadır. Çünkü aklındaki fikirler her zaman gerçekçi olmayacaktır. Aşağılık ve üstünlük duyguları arasında gidip gelen çocuğumuz yaptıkları ile bazen dibe batıp bazen kendini zirveye taşıyabilir. Dönem dönem bu iki durum arasında gelip giden çocuklarımızın başarılarında olduğu kadar başarısızlıklarında da yanlarında olmak özellikle tekrar ayağa kalkmak için ihtiyaç duydukları gücü kendilerinde bulmalarına yardımcı olacaktır.
Unutmamamız gereken şey, biz konuşmaya başladığımızda onların 100 trilyon nörona sahip olan beyinlerini kapalı durumuna getirerek süreci hiç düşünmeden bir kenara bıraktıklarıdır; çünkü onlar ancak biz sustuğumuzda düşünmeye başlar; çünkü ancak susmakla, ergeni ergene bırakır, içindeki sağduyunun harekete geçmesini sağlayabiliriz.
Ders çalışma sürecinde çocuğa destek olmak için yapılabilecek şeylerden bir tanesi de hedefleri netleştirmesine yardımcı olmaktır. Anne baba olarak hedef belirlemek yerine, onun günlük çalışma hedefleri belirlemesi için sorular sorarak teşvik etmek süreci destekleyebilir.
Yukarıda da belirtildiği gibi araştırmalar; gençler için bir kimlik kazanma sürecini barındıran bu dönemde anne babaların çocuklarıyla iletişim kurup onları hafif ama tutarlı bir şekilde yönlendirdiği, hem aradaki bağı koruyup hem de bağımsızlıklarına izin verdiği durumlarda çocukların hayatta daha başarılı olduğunu göstermektedir.
Dikkati dağılan ergenin içindeki uyum sağlamaya hazır genci görebilmek, olumlu ya da olumsuz her davranışının altında yatan kendini ispat etme isteğini görebilmek biz anne babaların elinde. Bardağın dolu taraflarını da görüp yeniliğe duydukları tutkuyu, riske meydan okumaya karşı heveslerini, adaptasyona ne kadar yatkın olduklarını gördüğünde kendiler ve hayat konusunda bu kadar endişe taşıdıkları bu dönemde onların ışıkta kalmasını sağlayabiliriz.